Söyleşi
Söyleşi

Söyleşi

AK Parti Mv. Metin Külünk
Türkiye 16 Nisan 2017 tarihinde geleceğini belirleyecek olan tarihi bir referanduma gitmiş ve milletin iradesi ve himayesiyle birlikte yeni bir devlet yönetim sistemine geçmiştir. Rejim değişmemiş tam aksine güvence altına alınmıştır.

Çift başlılık ve çift başlılık krizleri son bulmuş ve devlet iradesi istikrar kazanmıştır. Yargı tarafsızlığına ilave olarak yargı bağımsızlığı da anayasal güvence altına alınmıştır. Türkiye’nin en üst devlet makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamı simge ve sembol olmaktan öte devlet yönetiminin, yani yürütmenin başı olmuştur. Bu ve bunun gibi bir çok avantajı ve yeniliği içinde barındıran ve demokrasinin bir kazanımı olarak halkın oylarıyla meşru bir zemine oturan yeni devlet yönetim sistemi artık Türkiye’nin bundan sonraki atacağı adımlarda bir mihenk taşıdır.

Bundan sonraki süreçte, önceden olduğu gibi terörle mücadele, sınır güvenliği ve dış ilişkiler konularında Türkiye son yıllarda sürdürmüş olduğu kararlı ve milli duruşunu sürdürecek ve daha da kökleştirecektir. Yeni dönem olarak adlandırılabilecek 2017 sonrası Türkiye’nin atılım ve gelişme dönemi olacakır. Hiç kuşkusuz bugüne kadar ki süreçte Türkiye’yi bir cendereye, bir ateş çemberine sokmak isteyen karanlık odaklarla mücadele de yine tavizsiz olarak sürdürülecektir. Tüm bunların yanında küresel arenada yaşanan konjonktür dalgasında Türkiye, kendi milli menfaatleri doğrultusunda bir program izleyerek ulusal ve uluslararası politikalarını hayata geçirecektir.

Yeni dönemin üç ana başlığı vardır; Bunlar; Terörle mücadele, Ekonomik kalkınma ve Uluslararası ilişkiler konularıdır. Öncelikle terörle mücadele konusuna değinmek gerekirse; Türkiye’nin terörle yeni tanışmadığını, terörün kanlı yüzünü 70’lerin sonu 80’lerin başında gösterdiği hafızada tutularak söylenirse uzun ve kanlı bir geçmişi olan terörle mücadele Türkiye’nin acemi olmadığı ortaya çıkar. 1980’lerden günümüze kadar Türkiye teröre binlerce canını vermiş, asker, polis, sivil binlerce insanımız terör kurbanı olarak şehit edilmiştir. 2000’li yıllara kadar terör örgütü olarak sadece PKK ve bir kaç marjinal sol örgüt öne çıkmış olsa da bugün Türkiye PKK/PYD/DAEŞ/FETÖ gibi dış destekli bir terör konsorsiyumunun yoğun saldırılarına maruz kalmıştır. Bu saldırıların artış dönemleri hep Türkiye’nin yükseliş dönemlerinde olmuş ve Türkiye’yi iç savaşa sürükleme hedefini gözetmiştir. 2002 sonrası siyasi istikrar, ekonomik büyüme, bağımsız politikalar ve askeri alanda yaşanan inovatif yükseliş terör örgütlerinin saldırılarını artırmasına ve daha fazla dış destek bulmalarına neden olan önemli faktörlerdir. Bu saldırıların en üst seviyeye ulaşması ve FETÖ terör örgütünün 15 Temmuz darbe girişimine kadar uzanması da Türkiye’nin yine bir radikal atılım süreci olan sistem değişikliği gündemine yönelik olmuştur. Buradan çıkan sonuç ise sistem değişikliğinin Türkiye’nin geleceği açısından ne denli büyük bir değişim olacağının göstergesidir. Nihayetinde her şeye rağmen Türkiye büyük bir demokrasi sınavını başarı ile geçerek halkın oyu ile sistem değişikliğini gerçekleştirmiş ve yeni döneme girmiştir. Bu dönem, terörle mücadelenin sürdürülmesi değil, terörün ülkeden tamamen silinmesine yönelik askeri ve siyasi politikalar dönemi olacaktır. Terör; Türkiye’de kendisine hangi araçlar ve aracılarla alan buluyorsa öncelikle bunların işleyemez hale getirilmesi ve terörün siyasi, silahlı ve dış bağlantılı kolonlarının kesilmesi sağlanacaktır. Sadece Türkiye değil, dünya bir terör tehdidi altındayken, Avrupa şehirlerinde terör saldırılarının artış gösterdiği, ortadoğu coğrafyasının terör eliyle dizayn edilmeye çalışıldığı bir dönemi yaşarken Türkiye kendi içini, sınırlarını ve bölgesini korumak için tavizsiz bir mücadeleyi bugün de yarın da sürdürecektir. Amaç, yeni döneme girerken terörsüz Türkiye, terörsüz bölgedir. Mücadele, terörle sürdürülebilir mücadele değil, yok edici mücadeledir. Terörün yuvalandığı, yaşam alanı bulduğu, nüvelendiği tüm kaynakların kurutulması ve çoraklaştırılmasına yönelik sonuç odaklı etkin ve caydırıcı mücadeledir.

Sistem değişikliği ile girilen yeni dönemin bir diğer önemli konusu ekonomik kalkınmadır; Türkiye ekonomisi 2000’li yıllara kadar, “ne öldüren ne güldüren” bir görünüme sahipti. Genellikle dış borç, faiz ve IMF kredileri ile ayakta tutulmaya çalışılan bir ekonomi yapısı vardı. Bu yapının sürdürlebilirliği elbette mümkün olmuyor, Türkiye ekonomisi, ekonomik konjonktür dışında, koalisyon, darbe ve devalüasyon dönemleri olarak kategorize ediliyordu. Bu kısır döngü Ak Parti iktidarı sonrası kesintisiz bir 15 yıllık tek başına hükümet dönemi ile kırılmış, ekonomi ciddi bir ivme ve direnç kazanmış, Türkiye bir çok kronik ekonomik hastalığından kurtulmuştur. IMF ile yolları ayıran, 2008 dünya finans krizinden Avrupa’nın en dirençli ekonomisi olarak yıpranmadan çıkan ve sosyal devlet olma gereği halka bir çok hizmeti en düşük maliyetle sunmayı başaran, dünyanın takdirini almış bir ekonomi olmuştur. Gerek sağlık alanında, gerek kamu altyapı alanında, gerekse halka doğrudan hizmet sunan sosyal politikalar alanında geçmişle kıyaslanamayacak kadar ileri bir aşama kaydetmiştir. Sistem değişikliği ile girilen yeni dönemde de ekonomik yapının ve sosyal hizmetlerin sürdürülebilmesi, Türk Lirası’nın korunması ve kur dalgalanmalarının etkilerinin minimize edilmesi, finansal sağlamlık ve istikrarın sağlanması, yatırımcıya en ucuz kredinin sunularak üretimin teşvik edilmesi, maliye ve para politikalarının reel sektörün ayakta durması için değil, reel sektörün üretim olanaklarının ve kapasitesinin genişletilmesini de kapsayacak bir şekilde ihtiyaçlara göre yeniden revize edilmesi, elbette beklenen ve gündeme alınan önemli konuların başındadır. Yeni dönem kuşkusuz, Türkiye’nin atılım dönemi olacaktır. Türkiye, dünya birinci ligini sistem değişikliğini gerçekleştirerek başarı ile bitirmiş, şimdi süper lige çıkma arefesindedir. Siyasi istikrar ve devlet sistemi olarak, büyük bir eşiği geçmiş olan Türkiye’nin süperlerin oynadığı lige çıkması için sırada hızlı gelişme ve kalkınma hamlesi vardır. Bunun sağlanması için teknolojik devrimi gerçekleştirmek, eskiyi takip değil, yeniyi yenilemek ve küresel pazara sunmak önemli bir aşamadır. Kredi maliyetlerini yatırımcının ihtiyacına, yatırımı sektörün beklentisine, sektörü ise küresel pazarın ihtiyacına göre yeniden düzenlemek icraata dönüştürmek Türkiye’nin yeni dönem hedeflerindendir.

Son olarak; Sistem değişikliği sonrası uluslararası ilişkilerde de önemli gelişmeler beklenmektedir. Bir kere en önemli avantaj, artık uluslararası arenada Devlet temsili noktasında çift başlılığın getirdiği karmaşıklık ve olası ikilik çıkması mümkün değildir. Bu önemli avantaj, Türkiye’nin AB üyelik sürecinden, Avrasya politikasına, Ortadoğu politikasından pasifik ve Afrika politikalarına kadar bir çok önemli süreçleri kapsamaktadır. Türkiye dış ilişkilerde diplomasiyi en etkin ve sonuç odaklı kullanabilen kabiliyetli bir ülkedir. Bu diplomasi yeteneğini tek başlı bir devlet sisteminde tamamen milli menfaatlere dayalı bir anlayış ile tereddütsüz ve anlam karmaşası yaşamadan sürdürmek ve dış ilişkilerin yeniden tesisinde ve geliştirilmesinde bir yenilik olarak görmek yanlış bir yaklaşım olmaz. Dünya terör tehdidi altındayken, bir çok müslüman ülkede terör, savaş ve istikrarsızlık varken, Türkiye’nin sistem değişikliği sonrası tek başlı devlet yönetimini dış politikada istikrar ve etkinlik noktasında işletmesi hem Türkiye’nin hem manevi sorumluluğu altındaki müslüman dünyasının hem de küresel terörün tehdit ettiği insanlığın geleceği açısından önemli bir katkı olacaktır.

Sistem değişikliği; Türkiye’nin terörle mücadelede, ekonomik kalkınmada ve uluslararası ilişkilerinde önemli dönüm noktası olmuştur. Bugünden sonra Türkiye daha hızlı bir şekilde terörsüz, ekonomik kalkınmasını hızlandırmış, refahı daha geniş tabana yaymış ve küresel arenada etkin ve caydırıcı bir rol üstlenmiş olacaktır.

(0216) 339 29 53
info@kopuzlarvakfi.org.tr
KADIKÖY / İSTANBUL
Mehmet Akfan Sk. Koşuyolu Cad. No:25